TARIK SEKTIOUI
Dünkü maçı yorumlamak için önce Tarık Sektioui'nin hikayesini yazmak lazım belki de. Tarık gerçekten dünkü maça damgasını vurdu. Hayali büyük bir takımda oynamak olan Tarık; bunu ancak 30'una doğru başarabildi. Fiziksel düşüşün başladığı yaş olarak kabul edilebilecek 30 yaşında olan Tarık dün tüm enerjisini sahaya verdi ve öyle bir iştahla oynadı ki; tadı damağımda kaldı. Futbolun şov kısmını da icra etti; ederken de varyete dediğimiz gereksizliğe de girmedi. Aklında sadece gole gidecek yollar vardı ve bunu her hareketiyle belli ediyordu. Güzel bir pas, asist, akıl dolu bir şut, toplu dripling, topsuz koşu... Dün hepsini gördük Tarık'tan. Dedik ya sadece gol vardı beyin hücrelerinde, belki hakemin sahada olduğunun bile farkında değildi, kendi işine bakıyordu. Dün Tarık'ın futbolu; Quaresma'nın yeteneklerini, Lucho'nun işlevselliğini ve fırsatçılığını, Lisandro Lopez'in golcülüğünü gölgede bıraktı.
SİYAH...
Ve tabi bir Beşiktaş'lı olarak özlem duyduk böyle bir futbola ve oyuncuya; sahada Beşiktaşlı tek bir büyük oyuncu bulamamanın getirdiği buruklukla birlikte. Bize kalan birkaç teselliydi Estadio do Dragao'dan kalan. Beşiktaşlılık budur belki; tesellilerle hayata bağlanmak diye düşündüm sonra. Ama eldeki imkanlar, olanaklar düşünüldüğünde Beşiktaş yandaşı daha iyisine layık... Sinan Engin'den, Yıldırım Demirören'den ve belki de Ertuğrul Sağlam'dan. En azından görünce tüylerimizin diken diken olmadığı bir başkan, acaba şimdi ne söyleyecek diye tedirgin olmadığımız bir genel menajer, taç kullanırken geri dönüşünden korkmadığımız bir futbol takımı hak ediyoruz herhalde. Pozisyon bitmeden mücadelesini sonlandırmayan futbolcular da hakkı Beşiktaşlının. Dün hakem rolünde görmeye alıştığımız İbrahim Toraman'dan sonra Rüştü ve Tello'nun da hakemliğe soyunduğunu gördük.
SİNAN ENGİN ETKİSİ Mİ?
Ben ne zaman itiraz eden Beşiktaşlı bir futbolcu görsem yedek kulübesinde Sinan Engin'i görüyorum. Tesadüf mü dersiniz? 101. yılda oyuncuları ve Lucescu'yu dolduran, bir nevi şampiyonluğa mani olan Sinan Engin olmayabilir. Peki bilmem kaçıncı kez bu ligde oynayan Tello'nun kararı hakemin vereceğini bildiği halde topu bırakıp el kaldırmasını nasıl yorumlayalım? Rüştü'nün zaafiyetini yıllar önceki bir hatayla özdeşleştirdik diyelim ligde neredeyse her karara itiraz eden takımın psikolojisini nasıl açıklayalım? Sinan Engin'in beyanatlarından biliyoruz ki; futbolun sadece sahada oynanacağına inanmıyor. İşin acı tarafı her seferinde oyuncuları da buna inandırmayı başarıyor. Tigana oyuncularını sık sık uyarıyordu bu konuda; fakat Ertuğrul Sağlam'ın bu konuda bir telkinini hatırlamıyoruz. Göz bebeğimiz dürüstlüğüne inandığımız Ertuğrul'un Sinan'ın gerisinde kalmasına, pasifliğine, işvereninin her şartta yanında durmasına üzülüyorum. Hangi teknik adam paf takımıyla maça çıkmaya razı olur? Birlik olmak lazım mantığı güdebilir Ertuğrul ama yanlışlar doğruları götürüyor. Bunu görmesi lazım...
BEYAZ...

Oysa güzel başlamıştı gece. Estadio do Dragao'daki 36000 seyirci sessizliğe gömülmüştü. Portolular oldukça tedirgindi. Mağlubiyet durumunda çok da alışkın olmadıkları Avrupa'ya erken vedayı yaşayabilirlerdi. Teknik patron Ferreira da kulübesinde tedirgindi. Portolular takımlarına güvense de böyle bir durum içerisinde olmak onları geriyordu. Dakikalar ilerledikçe onların da stresi artıyordu. Evet Beşiktaş Porto'dan çok güçlü değildi ama 2-3 cesur yürek Dragao'da bu şartlar altında mucizeyi yakalayabilirdi. Cılız da olsa atakları vardı Beşiktaş'ın, Marsilya'daki ve Anfield'daki kadar mahkum değildiler. Gelen bir iki pozisyonu da Rüştü savuşturmayı başarmıştı. İlk yarının böyle bitmesi ikinci yarıyı sürprizlere gebe kılardı. Ama dakikalar 44'ü gösterdiğinde olan oldu.
SİYAH...
Güzel başlayan gece 44'de yenilen golle karardı. Quaresma'nın sağdan ortasında cezasahasından seken top şandel biçimde cezaalanına indirildiğinde Tarık Rüştüyle karşı karşıyaydı, onun pasında Lucho topu ağlara gönderirken Beşiktaş için bütün planlar suya düşmüştü bile. Benzer bir golü Fenerbahçe maçında Semih'in ayağından yiyen Beşiktaş yine geriye düşmüştü. İkinci yarı başında küçük bir fırtına estirebilen Kartal; Quaresma'nın golüne engel olamayınca Avrupa'ya veda etmiş oldu. Bu maçla ilgili söylenebilecek birşeyler var elbette ama esas olarak sene başında yapılan hatalara ve yönetimsel hatalara dayanıyor bu mağlubiyet. Marsilya ve Liverpool maçında denenip sonuç alınamayan "oyunu yarıalanında kabul et ani baskınlar yap" stratejisi işe yaramamışken aynı taktiğin denenmesi bence Ertuğrul Sağlam'ın temel hatası oldu.
BEYAZ...
Beğenilmese de pek 6 puan gerçekten önemli bir puan. İnönü'de alınan bu 6 puanla Beşiktaş İnönü'nün geçilmezliğini pekiştirmiş oldu. Beşiktaş kapanan takımları bir şekilde aşabildiğini gösterdi Avrupa'da. Büyük bir arena sayesinde eksiklerini zaaflarını bir kez daha gördü. Seneye yapılacak transferlerde bu tecrübenin önemli katkısı olacağına inanıyorum. Ve oyuncu olarak tek tesellimiz Serdar Özkan oldu. Serdar Kurtuluş'un sertlik ve yetenek olarak başarılı olamadığı bir arenada ayakta kalmayı, mücadele etmeyi öğrenen bir oyuncu olarak sanırım tüm Beşiktaşlıların kalbini kazandı. Darısı Demirören ve Engin'in başına diyoruz. Gidin kendinizden çok nefret ettirmeden... Ki yeniden sevebilsin sizi Beşiktaşlı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder